• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

DERNEĞİMİZ BANKA HESAP NUMARALARI

                   DERNEK YILLIK ÖDENTİSİ : 60TL                                                    

DERNEK HESABI :TC ZİRAAT BANKASI 64431512-5005   1402-Pozcu şubesi Mersin  İBAN :TR97 0001 00140264 4315 1250 05 
Üyelik Girişi
OKULDAŞLARIMIZ NERELERDE
BAL
 
  
 
 ALİ TÜRKOĞLU
 0533 7257144
          MERSİN
aliturkoglubalci@gmail.com
 
Gerçek BAL yemek
isterseniz 
Okuldaşlarımızdan 
Ali Türkoğlu'nun
 Ballarından
alınız. 
PETEK BAL:1 Kg:45 TL
SÜZME BAL:1KG:35 TL
 TOPTAN 1 TENEKE BAL :
650 TL OLARAK VERİLECEKTİR...  

BALIMIZ GARANTİLİDİR
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam33
Toplam Ziyaret384283
İNOX ÇELİK KAPILARI

 
 
  
 
 
  
 
 
 

 BURADA

HER GÜN

YAYIMLANACAK

REKLAMLARINIZA 

2014 YILI İÇİN

100(Yüz)TL.

ÜCRET

ALINACAKTIR

 

ÜMİT(EREN)GÜLER(75)-YÜKSEKER'EN


 
YÜKSEKER'EN

Babamla Mersin'den otobüsle yola çıktık, Ankara'ya kura çekmeye gidiyorduk. Bir yakınımızın evinde, bir gece kalıp dönecektik. Kaldığımız evin, 16-17 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim oğlu Necati, sabah kahvaltısında, " Ümit Abla, dün gece rüyamda senin tayininin Samsun'a çıktığını gördüm." dedi.
Bakanlıkta elimle çektiğim yer, Samsun Ladik Akpınar Öğretmen Lisesi' ydi. Ve 1 Kasım 1978 tarihinde, görevimin başında olmam isteniyordu.
Mezunu olduğum, Buca Eğitim Enstitüsü'nün bahçesinin güzelliğini bilenler bilir. Öğretmen olarak elimde bavulumla kapısından girdiğim okulum da geniş bir alana yayılmış, yeşillikler içinde, yabancılık çekmeyeceğim bir yer gibiydi.
Öğretmenliğe de yabancı değildim. Liseden beri bu mesleği yapmak için eğitiliyordum, hayallerim vardı, ve bunları bir bir gerçekleştirebiliceğimi görüyordum Akpınar Öğretmen Lisesi'nde.
Okul, erkek yatılıydı. Bu yüzden; girizgahı futbolla yapmak istiyorum.
Bahçede nizami ölçülerde, zemini gayet iyi, çizgileri belirlenmiş, kaleleri yerleştirilmiş bir sahamız vardı. Dersler, idmanlar, turnuvalar, bayramlar burada yapılıyordu. Sahanın yan tarafında çok güzel bir çam korusu, hemen yakınında öğretmen lokali ve çevresinde de lojmanlar yer alıyordu. Sırt sırta vermiş, birbirine bitişik, tek katlı, iki oda bir salon evlerden oluşuyordu kaldığımız yerler. Yıldız ve Nurten'le aynı evde oturuyor, Yıldız'la aynı odayı paylaşıyordum. Yıldız'la yıdızlarımız da barışıktı.
Gündüzleri öğretmendik, geceleri ise lokalde Baha , Cengiz, Mesut, ben ve Yıldız tam bir ayrılmaz beşliydik. Öğretmen olmuştum ama; 'hayat okuluna' yeni kaydolmuş bir öğrenci gibiydim. Dostluk, arkadaşlık, paylaşım, biribirimize güvenme ve arka çıkma ilk derslerin konularıydı.
Hep ders ders değildi tabii ki hayatımız, biraz da okey partilerinden bahsetmek istiyorum. Lokalde bir kişinin feragat etmesiyle dörtlüyü tamamlar ve başlardık oynamaya. Yıldız'la önceden anlaşmalı olarak yan yana oturur, el çabukluğu marifetiyle masa altında taşları değiş tokuş eder, okey tahtasını çevirir, gösterir, ara ara da "okey dışarı" yapar, oyunların çoğunu kazanırdık. Sonuca itiraz olursa da "kadının fendi" durumu yapardık.
Lokalden yatakhanelere giden uzun sayılabilecek bir yolun üzerinde, sağ tarafta, kapıları birbirine bakan, ortada küçük bir koridora açılan, büyükçe iki sınıfı olan yapılar vardı ve derslik olarak kullanılıyordu. Okulun daha bir çok binası vardı.
Okulumuz eski köy enstitülerindendi. Ve o yıllardan kalma kümeslerde de tavuk yetiştiriliyordu. Tarım Bilgisi öğretmenimiz Aslan bey ilgileniyordu kümeslerle. Çok ucuza tavuk ve yumurta alabiliyorduk. O tavukların tadı hala damağımdadır.
Ve kış geldi. Evimizin giriş kapısının önünde, bahçede üç dört metre aralığında toprağa çakılı "T" şeklindeki demir direklere üç sıra çamaşır ipi geriliydi. Gündüzden yıkayıp ipe astığım kot pantolonumu ve birkaç bir şeyleri toplayayım diye gece dışarı çıkmamla "Yııldıııız" diye bağırmam bir olmuştu" Bunlara bir şeyler olmuş" diyordum.Pantolonum ayakta duruyordu, Mersin'liydim, donmuş olabileceği ilk anda hiç aklıma gelmemişti.
Aklıma gelmeyip başıma, başımıza gelen çok önemli bir sorunumuz daha vardı Yıldız'la. Maaşlarımızı bir türlü yetiremiyorduk ve maalesef eve odun dahi alamıyorduk. Ara sıra sobamızı yakabiliyorduk ama odunları nasıl temin ettiğimizden hiç bahsetmeyeyim!
"Maaşlarınız niye yetmiyordu?, Hem bekarsınız, hem lojmanda oturuyorsunuz hem ucuza tavuk ve yumurta alıyorsunuz, hem de sorunumuz var diyorsunuz. " dediğinizi duyar gibi oluyorum.
İşte bu konuları "Hayat Okulu'nda" henüz görmemişik.
Okulumuzun spor alanları sadece futbol sahasından ibaret değildi. Basketbol ve içinde voleybol sahası, iki tane masa tenisi masası, üniformaları ve aksesuarlarıyla tam donanımlı, otuz yedi öğrenciden oluşan bando takımı benim alanıma giren uğraşlardı.
Öğrencilerimiz ; saygılı, çalışkan, zeki ve sorumluluk sahibi gençlerdi. İşte o gençler, bugünün büyükleri; uzun süredir faaliyetlerine devam eden ve aynı zamanda da sivil toplum kuruluşu gibi çalışan "Lader" ismi ile kurdukları bir dernek çatısı altında tüm öğretmenlerini ve arkadaşlarını topluyorlar.
Onları seviyoruz. Öğrencisini kendi çocuğu gibi sever öğretmen. Hiçbirini ötekinden ayırmadan. Ayrıca bunun için anne - baba olunması da gerekmez, gerekli olan: onları özgür, bilimle bilgilenmiş, düşünen, soru soran, sorgulayan,hayatı seven, insanlığın, merhametin, kardeşliğin kıymetini bilen insanlar olarak yetiştirebilmektir.
Askerlik anıları bile, nasıl hiç bitmezse, yıllarca anlatılıp durulursa öğretmenin anıları da bir ömür devam eder. Çünkü, onun sorumluluğu bitmemiştir. Tezgahındaki kumaş insandır, dokur da dokur.
Acısıyla tatlısıyla ama hep sevgiyle, özlemle andığım Akpınar hatıralarımı, iş için eşimle birlikte geldiğimiz Erbil/Irak'ta bir otel odasında yazarken, aklım yolda gördüklerimde kalmıştı.
Irak'a kara yoluyla geldik. Problemsiz bir şekilde Habur Sınır Kapısı'ndan geçtik. Zakho'ya vardığımızda her yerde Ezidi'leri görmeye başladık. İnşaatlarda, yol kenarlarında, üst geçitlerin altlarında , gidiş- geliş yollarını ayıran ortadaki çimlendirilmiş, ağaçlandırılmış bölümlerde dahi çoluk çocuk, kadın erkek yüzlerce insan toplanmıştı. Ve tabiri caizse " iğne atacak yer yoktu".
Yol kenarlarında yer bulabilenler, diğerlerine göre biraz daha şanslı görünüyorlardı. Ya battaniyelerle ya karton kutularla, ya da bezlerle çevirdikleri bölmelerde kendilerine özel, müstakil alanlar oluşturmuşlardı.
Duhok'a geldiğimizde de manzara aynıydı. Hava çok sıcaktı. Tahminim 45- 50 derece civarındaydı. Yoldan geçen otomobillerden, otobüslerden, tırlardan inerek makarna, bulgur, çay, şeker gibi gıda maddeleri dağıtan insanlar gördüm.
"Dinimiz bir olmasa da insanlık görevimiz" diyorlardı.
İnsanlık görevimi yapamamamın ezikliği içinde Erbil' geldik.
Erbil; güzel, modern bir şehir. İnşaası devam ediyor. Geniş caddeleri, bulvarları, parkları, çarşıları, gökdelenleri ve görülmeye değer çok güzel bir kalesi var. Yağmur yağdığında kaleyi korumak için üstünü örtüyorlamış.
Toplu taşıma aracı yok Erbil'de. Her yere taksiyle 5000 Irak Dinarı( Türk Parası ile yaklaşık 10 lira) vererek gidilebiliniyor. Petrol zengini bir ülke ( Benzinin litre fiyatı 50 kuruş.) Çoğu Erbilli, Kürtçenin yanında Türkçe , Arapça ve İngilizce konuşabiliyormuş. Dün bindiğimiz taksinin şoförü de nereli olduğumuzu sorduğunda "Türküz" deyince , Zeki Müren'in sesinden şarkılar dinletti bize. Teşekkür ettik.
Erbil'de asayiş berkemal.
İki gün daha buradayız. ( 26.08.2014) 
 
 
 
 
Takvim
ATATÜRK

 ÖNDERİMİZ ATATÜRK

 ATATÜRK KÖŞEMİZ
İSTİKLAL MARŞI

GENÇLİĞE HİTABE
ANITKABİR
DEVRİMLERİ
İLKELERİ
HAYATI
RESİMLERİ

GÖÇER REKLAM

 

YARDIMLAŞMA SANDIĞI

 
YARDIMLAŞMA
 
SANDIĞI
 
SİZLERİ 
FAİZ
KISKACINDAN
KURTARIR.
 
DERNEĞİMİZİN
 
BÜNYESİNDE  
KURULAN
 
YARDIMLAŞMA 
SANDIĞINA 
ÜYE OL
 
SEN FAİZSİZ
KREDİ AL, 
BAŞKALARINA DA 
ÖNCÜLÜK ET..! 
 
Hava Durumu
Saat
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar8.02288.0550
Euro9.48579.5238